Buradasınız: Azbuz --> zamazingo --> TERÖRDE SOLAN HAYATLAR...
10 Şubat 2010, Çarşamba
 
<< ANA SAYFA
 
SİTE SAHİBİ
4üncütekilsahıs


24
Ankara
Şikayet Et
 
Bu sitede Tüm Azbuz'da
 
->>YAZI GÖNDERİN

SİTE ETİKETLERİ
 
SİTE KATEGORİSİ
Kültür, Sanat ve Edebiyat > Mizah
 
GİRİŞ:
E-posta:
Şifre:
Beni Hatırla
 unuttum
AKTİF FORUMLAR
[] dilimizi ne kadar iyi kullanıyoruz?

[] gercekten espiri yapabiliyormuyuz?

[] favori filmleriniz arşivlerinizdeki filmleriniz

[] şu an kulağına hangi tını geliyor ?

[] üniversiteliler hakkında yapılan geyikler
-->> Diğerleri
OYLAMA

Bu siteye oylama eklenmemiş.

rss link
 
ADnet Reklamları
 | 
TERÖRDE SOLAN HAYATLAR...
Kategori: Politika
              Toplum

KANDIRILDILAR... PİŞMAN OLDULAR... AMA ARTIK ÇOK GEÇTİ!..

27 Şubat 1998 tarihinde Erzurum'un Tekman kırsalında aralarında Saliha Dağcı'nın da bulunduğu terörist grup, güvenlik güçlerinin kurduğu pusuya düştü.

2 saat kadar süren çatışmada Saliha Dağcı, hayatının en büyük hatasını canıyla ödedi. Karların üzerine kanlı bedeni düşmüştü. Öldüğünde 27 yaşındaydı. Koynunda sırdaşı olarak taşıdığı günlüğüne bir mermi saplanmıştı...

Takvim yaprakları 15 Ağustos 1985'i gösterdiği gün PKK Siirt'in Eruh ve Şırnak'ın Şemdinli ilçelerini basarak kanlı eylemlere başladı. Doğu ve Güneydoğu'da o günden sonra huzuru baltalamak isteyenler hep kan akıttı ve kanlı hayallerin peşine düştüler...

Katliamlarda ne bebek, ne yaşlı, ne kadın, ne öğretmen ve ne de imam dediler... 30 bini aşkın insanımızın hayatını kaybetmesine, binlerce insanımızın da yaralanmasına ve uzun yıllar sürecek gözyaşlarına yol açtılar... 16 Şubat 1999 tarihinde ise muştulu haber Türkiye'nin dört bir yanına yayılmıştı. Kanlı örgütün elebaşısı Abdullah Öcalan dünyanın bir ucu olan Kenya'nın başkenti Nairobi'de yakalanarak, Türkiye'ye getirildi. Türk adaletine 19 bin 857 olayın hesabını veren teröristbaşı Öcalan mahkeme kararıyla idam cezasına çarptırılırken, şehit analarının yüreklerine bir nebze olsun su serpilmişti.

Yaktılar, yıktılar...

1993'ten başlayarak kanlı örgüt PKK, Batı Avrupa şehirlerinde Türk diplomatik merkezlerine ve iş yerlerine saldırılar düzenledi. Turizm merkezleri ve oteller bombalandı. On binlerce hektarlık orman, yangınlar ile bir anda kül oldu. Yabancı turistler kaçırıldı... Hain, muhbir olduğuna inandığı kendi elemanlarını ise ibret olsun diye kurduğu sözde mahkemelerde yargılayarak ölüme mahkum etti... PKK, boş vaatlerle kandırdığı çoğu çocuk yaştaki cahil insanları saflarına katmayı başardı. Örgütün kanlı yüzünü görüp kaçmak isteyenleri ise zorla, tehditle tutmaya çalıştı veya canlı bomba olarak kanlı eylemlerinde kurban olarak kullanma yolunu seçti.

Akrebin kucağına düşüş

Anadolu'nun şirin bir iline bağlı küçük bir kasabasından İstanbul'a öğretmen olmak için gelmişti Saliha Dağcı. Daha 23 yaşındaydı ve girdiği üniversite imtihanlarında hayalindeki fakülteyi kazanmıştı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne başlayan Dağcı, burada sonradan tanıştığı ve aynı yurdu paylaştığı Ayten isimli PKK sempatizanı ile hayatını nasıl zehir edeceğini bilmeden dostluk kurdu. Akreple kurulan bu dostluk, şeytanın darağacına kadar olan dostluğuna en iyi örnekti. Oysa Saliha'nın önünde yaşanmamış nice güzel günler ve yağmur kokulu baharlar vardı.

Saflığına yenildi

Saliha Dağcı kendi halinde içine kapanık bir öğrenciydi. Bir mum ışığı gibi ülkesinin çocuklarını aydınlatabilmek için öğretmen olacaktı. Annesi de onu bugünler için doğurmamış mıydı? Ancak yolunda gitmeyen bir şeyler vardı.

Ayten... En samimi olduğu ve yurtta aynı odayı paylaştığı Ayten, ona sürekli olarak bir şeylerin propagandasını yapıyordu. Yurt kantininin demir muhafazası içerisindeki Tv'nin haber bültenlerinden seyrettiği ve duydukları ile Ayten'in anlattıkları arasında bocalıyordu. Ayten ve diğer sempatizan arkadaşlarının yalanları ile beyni yıkanan Saliha bir gün kararını verdi. Dağa çıkacak, örgüte karışacak, kahraman olacak (!) ve istediği gibi özgürce yaşayabilecekti(!)

İstanbul'a gelişinin 2. yılında hayallerini, sevdiklerini, ideallerini ve okulunu geride bırakıp bir kurye aracılığı ile Saliha kanlı örgütün saflarına katıldı. Dağ kadrosuna verilen Saliha'ya burada örgütün sözde takım komutanı tarafından kendisine 'Hevin-Berivan' kod ismi verildi. Büyük ve boş bir yalanın kucağına düştüğünü o an anlamıştı Saliha, ama artık çok geçti. Çünkü örgüte katıldıktan sonra kurtuluş ancak ölümdü. O ise henüz hayatının baharındaydı.

Günlüğü dostuydu

Düştüğü sonsuz ve karanlık kuyudan çıkmak istiyordu Saliha, ama çıkamıyordu... Nasıl da inanmıştı çok sevdiği arkadaşı Ayten'in süslü yalanlarına. Keşke üniversiteyi kazanmasaydı. Keşke Ayten'i tanımasaydı. Yaşarken ölmeye mahkum edilmişti artık. Örgütteki terörist arkadaşlarının da kendisi gibi kandırılıp dağa çıktığını, kardeşçe yaşadığı halkına düşman edildiğini görmüştü. Ama içini açacağı, dertleşeceği ve sırrını dökeceği bir dostu çevresinde yoktu. Lise yıllarında olduğu gibi kendisine günlük tuttu. Ve en yakın sırdaşı, dostu, kardeşi bu 'günlük' olmuştu. Bahar yağmuru gibi düşüyordu yüreği günlüğüne ve kandırılmışlığın soğuğunda üşüyordu usulca...

Elveda hayat

27 Şubat 1998 tarihinde Erzurum'un Tekman kırsalında aralarında Saliha Dağcı'nın da bulunduğu terörist grup, Bingöl'e doğru geçiş yaparken, güvenlik güçlerinin kurduğu pusuya düştü. Güvenlik güçleriyle, terörist grup arasında 2 saat kadar süren çatışmada Saliha Dağcı, hayatının en büyük hatasına nokta koymuştu. Karların üzerine kanlı bedeni düşmüştü. İhanetinin, kandırılmışlığının cezasını hayatıyla ödediğinde 27 yaşındaydı. Koynunda sırdaşı olarak taşıdığı günlüğüne bir mermi saplanmıştı. Tıpkı çok genç yaşta hayallerine düşen kırağı gibi...

Kurşun saplanmış günlük

Güvenlik güçleri çatışma bittikten sonra ölen teröristlerin kimliklerini saptamak için üstlerini ararken, ellerine bir kurşun saplanmış günlük çıktı. İşte o Saliha'ya ait günlüktü.

Neler mi vardı günlükte? Pişmanlık, gözyaşı, korku, özlem ve gerçeğin iz düşümleri...

Son notu: Anneciğim affet...

Annemi, ailemi çok özledim. Şimdi evde olsaydım, sıcacık sobanın başında kıvrılır yatardım. Sonra annenim hazırladığı o mis kokan tarhana çorbasını içerdim. PKK bana farklı anlatılmıştı. Ama dağdaki rezillikleri, canilikleri onların eline düştükten sonra öğrendim. Hiç bu kadar pişman olmamıştım. Ben kimim, ne işim var bu insanların yanında? Okulu bıraktığıma çok pişmanım. Üniversitede geçirdiğim o 2 yıl hayatımın en güzel yıllarıydı. İstanbul'da geçirdiğim günler gözlerimin önünden gitmiyor. Yurtta cıvıl cıvıl bir hayatımız vardı. Hatice, Aysun, Saadet her yere birlikte giderdik. Onlar şimdi okulu bitirmişlerdir. Hepsi evlenmiştir belki de. Allah'ım ne olur beni affet. Çok pişmanım. Bu günlüğüm eğer ben ölürsem anneme verilsin. Vasiyet ediyorum. Annem de onu bir kitap altında toplayıp dağıtsın. Benim düştüğüm bu duruma başkaları düşmesin. Anne, baba ne olur beni affedin. Ben size layık bir çocuk olamadım."

Bu yazı 14/06/2007 tarihinde yayınlandı. 440 defa görüntülendi.

cnsú tarafından gönderilen tüm yazılar »

 

yazının puanı: 4.6 (15 kişi)  

Paylaş:

E-posta ile gönder:


müzik | edebiyat | özel bölüm | felsefe mitoloji | sinema ve kültür sanat | zamazingo Ana Sayfa | Forumlar | RSS
© 2006 Azbuz.com. Her hakkı saklıdır. Blog tutmak ve site yapmak için Türkiye'de bir numara.